İki Pencere - Fotoğraf

Pandemi nedeniyle eve kapatılmaya başladığımızda, süreci bir şekilde belgelemek istedim. En iyi bildiğim teknik olan time lapse tekniğini kullandım. Sokağı gören sadece iki pencerem vardı. Aslında ilk başta sadece kaydetmek niyetindeydim ama sonra işler değişmeye başladı. O ilk günler, pencerelerimi sallayan, havalandırma boşluklarından sesini duyduğum rüzgâr, camilerden her akşam okunan dualar, sokak sokak dolaşan ekmekçiler, polis sirenleri, insan simasını yok eden maskeler, sokakların ıssızlığı ilerleyen süreçte beni distopik bir hava içerisine soktu. Kendimi çok güçsüz, çaresiz, cesaretsiz ve en önemlisi de önemsiz hissettim.


Arabasını döven adama güldüm, çekirdek çitleyen teyzeyi seyrederken çekirdek çitledim. Birden farklı şeyler görmeye başladım. Daha da yakınlaşmak, yakından bakmak istedim her şeye. İnebildiğim kadar detaya inmeye çalıştım. Bunu yaparken kendimden geçtiğim anlar da oldu, bir röntgencinin yaşadığı heyecanı yaşadığım anlar da. Aslında kendi distopyamın belgeselini çekiyordum yavaş yavaş. Dualar dua değil, sanki teslim olun çağrısını içeren çaresizliklere dönüştü. Kafamın içinde savaş filmlerinin sahneleri çark edip duruyordu. Kapıma ekmek getirenler “artık yürüyemeyeceksin” diyordu sanki. Daha da detaya indim. Artık her şeyin anlamını yitirdiği bir noktaya gelmiştim. Damarlarımda akan kanı görebiliyordum. Dualar, sevilen bir şarkının sözü gibi dilimde ve her şey hareket halindeydi. Tek kamera yetmedi, bir tane daha kurdum. Gece gündüz sürekli fotoğraf çekmeye başladım. Gündelik hayat artık önemini yitirmiş, detaylarda gördüğüm şeylerin bağımlısı olmuştum.

© 2017 TOLGA AKBAS